TEMA Vakfı’ndan Doğa için Çağrı

TEMA Vakfı,  EkoSiyaset 2015 Bildirgesi ile tüm siyasi partileri sürdürülebilir yaşam için doğanın ve çevrenin korunmasını amaç edinen politikalar oluşturmaya davet etti.

EkoSiyaset 2015 Bildirgesi tanıtım toplantısında söz alan TEMA Vakfı Genel Müdürü Doç. Dr. Barış Karapınar da Türkiye’nin iklim değişikliği etkilerinin en fazla etkili olduğu Akdeniz çanağı içinde olduğunu hatırlatarak sera gazı salımının azaltılarak acilen yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yapılmasının, entegre toprak ve su yönetimi çalışmalarına başlanmasının öneminin altını çizdi.

Fosil yakıtlardan vazgeçilmeli

Karapınar, fosil yakıtların neden olduğu sera gazı artışlarından meydana gelen iklim değişikliğini yavaşlatmak için, Türkiye’nin hem kendi sera gazı salımlarını azaltması hem de uluslararası iklim müzakerelerinde dünya salımlarının azaltılması için yapıcı rol alması gerektiğinin altını çizdi.

Toprak yoksa, gıda da yok

İklim değişikliği etkilerine karşı özellikle tarım alanlarında ve küçük çaplı aile üreticileriyle uyum çalışmalarının hızlanması gerektiğine de dikkat çeken Doç. Dr. Karapınar, “Son 13 yılda tarım alanlarının yüzde 9’u tarım dışı amaçlarla kullanılması nedeniyle kaybedildi. Her 12 yılda 1 cm toprak erozyonla yok oluyor.

Toprak olmazsa gıda da olmayacağı için toprak varlığının korunması gerekiyor. İklim değişikliğine yönelik çiftçi eğitimleri, modern ve verimli altyapı yatırımları, entegre toprak ve su yönetimi çalışmaları yapılmalı” şeklinde konuştu. Karapınar, sürdürülebilir tarım tekniklerini yaygınlaştırıcı üretici desteklerinin tarım politikamızın birincil önceliği olması gerektiğini vurguladı.

Doğal varlıklar olmaksızın hiçbir canlı var olamaz

TEMA Vakfı EkoSiyaset 2015 Bildirgesi’nde Anayasa’nın 56. Maddesine de dikkat çekildi. Bildirge’de, “Anayasamızın 56. Maddesi’nde “çevre hakkı”, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşamayı herkese bir hak olarak tanımıştır ve bu hak, insan odaklıdır. Oysa doğal varlıklar olmaksızın insan da dahil hiçbir canlı, varlığını sürdüremez. Artık insana yönelik bir haktan değil, insanın da bir parçasını teşkil ettiği ‘eko-sistemin haklarından’ bahsetmek gerekiyor.

Bu nedenle, çevre ve doğal varlıkların korunması ve verimli kullanılmasına yönelik, etkili hukuksal düzenlemeler yapılmalı. Hukuksal düzenlemeler ilke olarak ‘çevre ve doğal varlıkları korumayı’ amaç edinmeli” deniliyor. Üstün kamu yararı değerlendirmelerinde doğanın, sessizlerin haklarının daima ön planda tutulması istendi.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu